Blog Şehir Seyahat

İzmir’e Kaçış

İzmir’e Kaçış

Yağışlı Haziran’dan herkese merhaba. Geçen yıl bu dönemlerde başladı aslında çoğu şey. Kafamın atması, uzaklaşma isteği, bazı şeyleri unutmak istemek sadece benim sebeplerimdi. Elbette herkesin yolculuk için geçerli sebebi vardır. Üç arkadaş yola koyulduk ve Çanakkale’ye doğru yol aldık. Ailelerimize de Çanakkale’ye gittiğimizi söyledik ama asıl yolumuz İzmir’e ydi. İlk araba kiralama macerasına da böyle atıldım. Araba kiralama hakkında ilerleyen zamanlarda geniş bilgiler aktaracağız. İki gün tam 1100 km yol yaptık. Acayip zevk aldığımızı söylemek isterim. Plan yapmadan yola çıktık ve muhteşem bir iki gün geçirdik. Bunları öyle çok bir bütçe ile de yapmadık ya da şans bizden yana gitti diyelim…

İzmir maceramız daha yeni başlamıştı. Çanakkale tarafındaydık ve yağmur başlamıştı. Hiç bir zaman yağmurdan kaçan korkan biri olmadım. Aksine haz duyan biriyim. Yağmurda yolculuk gayet güzeldi(fazla romantik). Kaz dağlarına doğru yol almaya başladık. Bu arada arabadakileri sizle tanıştırmadım. Biri birinci sınıftan beri arkadaşım10309181_793103497419027_8356850932778586368_n Samet, şu sıralar Hukuk öğrencisi. Diğeri ise liseden arkadaşım ve abim Muratcan, o da Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi. İkisi yolda tanıştılar ama kaynaşmaları çok zaman almadı. Kaz dağlarına doğru geldikçe hava açmaya başladı. Beni tuhaf bir duygu sardı. Daha önce otobüsle geçtiğim yerlerden simdi kendi kullandığım bir arabayla geçiyorum ve daha fazlası dilediğim yerde duruyorum. Aslında arabayla seyahat etmemin sebebi bu. İstediğim yerde duramıyorsam pekte keyif aldığım söylenemez.

Kaz dağlarına tırmandığımızda tabiki de ege denizi de içine alan manzaraya karşı arabamızı çektik. Belli bir zamanımızın olmaması, bir yere yetişme zorunluluğumuzun olmaması, kimsenin karışmaması ne kadar da güzel bir şeydi.

İnişe geçerken trafik vardı yolda. Sonradan anladık ki kazadan ötürü bu trafik. Üstüne bir de polisin tırlara yönelik uyarıları iyice yavaşlattı trafiği. Yolun devamında Altınoluk, Edremit ve Akçay’ı geçtik. Yavaş yavaş İzmir’e yaklaşmıştık. Aliağa’da mola verip devam ettik. Bir sürpriz ile İzmir’deki abimiz Muhsin abiden telefon geldi. Bizi Bayraklı Tower’ a çağırıyordu. İzmir’e arabayla ilk gidişimdi ve nerede olduğunu da bilmiyordum. Yandex Navigasyon’a başvurduk bizi yanılta yanılta sonunda götürdü. Hepimize sürpriz bir şekilde kendimizi birden iş toplantısının içinde bulduk. Muratcan’a iş teklifi yapılıyordu. Tabi biz karnımızı doyurma peşindeydik. Orada tam bir businessman gibi ağırlandık. Bizim kısa bir seyahatte olduğumuzu bilmiyordu Muhsin abi. Bizi evine davet etti ama bizim panoramik izmir turu yapıp tekrar dönmemiz gerekiyordu. O kadar yolu bu yorgunlukla dönemeyeceğimiz için bize Ayvalık’tan bir yer ayarladı. Akşamın sökmesine 2 saat kadar vardı. İzmire geldiysek Alsancağa’da gitmeliydik tabiki de. Saat kulesini görmeden mi dönecektik yani. İzmir bana hiç gitmediğim halde Brezilya’yı andırdı. Otobanda seyir halindeyken yan tarafımızda dağ gibi gecekondular fazlasıyla yetti hatırlatması için. Tam da iş çıkışı trafiğine yakalanmıştık. Neredeyse 8 saattir direksiyon başındaydım ve ağır şekilde baş ağrısı başlamıştı. Trafik kaçınılmazdı maalesef. Nihayetinde Alsancak’a gelmiştik gün batımını yakaladık sayılırdı. Hemen arabayı park edip bunun tadını çıkarmalıydık. Kısa bir kordon yürüyüşü ardından iskeledeki çaycıya attık kendimizi. Bir saat olsa da yorgunluğumu atmıştım o çaycıda ama yine de kalkıp Ayvalık’a gitmemiz gerekiyordu. Bir restaurant’ta yerimiz ayrılmıştı sponsorumuz tarafından ve geç olmadan gitmeliydik. İzmir – Ayvalık arası bizim sürüşümüz ile 2 saat sürdü. Demiştim ya ağır bir baş ağrısı gelmişti ve ben 80 km yi fazla geçmemeye çalışıyordum. Alsanca’tan çıktığımızda 10 km sonra bir benzinliğe uğradık ve orada farkettik ki 10 km el freni çekili gelmişiz :). Acemiliğimize gülek mi ağlayak mı? 🙂 Sonunda saat 11 gibi Ayvalık’a geldik.10698577_850259704998368_1491662183071032869_n Denizkestanesi Restaurant’tan, Kamil abi bizi bekliyordu. Ayvalık’ın dar sokaklarında araba park etmek bayağı zor oldu. Sonunda Kamil abi bizi kapıda karşıladı ve içeri aldı. Kimsecikler kalmamıştı artık o saate bir kaç tanıdıktan başka. Restaurant’ın ortamı gerçekten çok güzeldi. Bir balık restaurant’ıydı. Hemen yanındaki sandal ve denize karşı olan manzara… Bizi fazla bekletmeden yemeklerimizi getirdi Kamil abi. Gerçekten yemekler çok lezzetliydi. Yol boyunca aperatif şeylerle kendimizi doyurmuştuk hep. Gecenin bu saatindeki yemek bizi kendimize getirdi. Hatta baş ağrısı hapı da bulmuştuk ordan artık rahattık :). Rahattık ama yorgunduk. Sponsorumuzun bizim için ayırttığı otele gittik hemen. Kaydımızı yaptıktan sonra 2 odalı bir otel odasına yerleştik. Tam anlamıyla şimdi rahattık ve attık kendimizi yataklara. Sabah ilk uyanan Muratcan dı. Beni de kaldırdı kahvaltı için. Samet oralı değildi uyumaktan yana kullandı tercihini. Otelin terasına çıkıp bir güzel yaptık kahvaltımızı ardından Ayvalık’ı gezmeye koyulduk. İlk defa gelmiştik buraya ve oldukça da turist vardı. Yunan adalarının yakınlığından dolayı Yunan kızları görmemiz normaldi. Şehir gerçekten çok doğaldı. Arnavut kaldırımı olan hangi şehir insanı kendine çekmez ki? Elbette Ayvalık’ta o sıcaklığı ile karşılıyordu misafirlerini. Sokak aralarında el işlerinin satıldığı küçük tezgahlar, retro tarz cafeler ve restaurantlarla bizi büyülemişti Ayvalık. Öğlen saatlerine yaklaşıyorduk ve güneş epey terletmişti. Sahildeki bir cafeye girip limonotaları içerken bir yandan da artık kalkmamız gerektiğini konuşuyorduk. Hızlıca kalkıp otele gittik. Samet hâla uyuyordu hemen onu da kaldırıp yola koyulduk. Tamam özgürüz, saatimiz, bekleyenimiz yok dediysekte hep değil. Rent a car dört gözle bizi bekliyordu :). Aslında imkanımız olsa 2-3 daha kalak doyasıya gezmek isterdik Ayvalık’ta. Muratcan da çok beğenmişti hem. Seneye geliriz değil mi diyordu.

Şimdi de dönüş yoluna koyulduk. Yol, Kaz dağlarına kadar akıcıydı yine. Kaz dağlarında trafik ister istemez yavaşlıyordu. Kaz dağlarına geldiğimizde tekrar durduk ve orada bir şeyler atıştırdık. Orada da dinlenmek için zaman vermiştik kendimize. Tahta sandalyelerde oturup bir yandan da düşünüyorduk. Bu yolculuğunun ne kadar iyi geldiğini. Artık herkese klişe gelecek evet ama her yolculuk insanı farklı alemlere sürükler. İnsan düşünür, tartar ve biçer; ben neredeydim nereye geldim diye. O yüzden neredeyse her insan seyahat etmeyi sever. İnsan hiç farketmese bile ona kattığı şeyler vardır.

Kaz dağlarından Keşan 4 saate yakın sürdü. Hemen arabayı teslim edip eve gittim. İlk yolculuğumuzdu ve başarmıştık. Sağ sağlim ulaşmakta dönüşün güzel yanı olmalı 🙂

Ne kadar mâl oldu peki bu yolculuk?

Çoğu kişiye araba kiralama fikri yatmayabilir ama 3 ve daha üstü kişi sayınız varsa mantıklı olabiliyor.

-2 gün için arabaya 200 Tl, 1100km yol için mazota 150 Tl, Çanakkale boğazından gidiş-geliş için 50Tl. konaklama ve yiyecek sponsorumuz tarafından karşılandı.

Yolculuğu 3 kişi yaptığımızı da işin içine katarsanız masraflı bir yolculuk olmadı.

Share

Leave a comment

Or

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir