Blog Şehir Seyahat

Bursa’da Zaman

Bursa’da Zaman

 

Eskişehir gezisinden döndüğümüzde saat gece bir buçuktu sanırım ve bu beden yatağın yerini zor buldu. Ertesi gün öğlen civarı pek sevdiğim bir arkadaşım buluşmak için aradı, pek sevdiğim bir arkadaşım olduğu için kıramadım –şimdi bu yazıyı yazmamdaki baş roldür kendisi-. Sonunda üç arkadaş Avcılar’da bir kafede buluşup, bütün elitliğimizle –Avcılar’da ne elitliği ulan!- kahvelerimizi yudumlarken Bursa vapur seferleriyle ilgili bir haber gördük, bir heveslendik, bir heyecanlandık. Nasıl yapsak da gitsek diye düşünüyoruz. Tabi bu arada başımda dünün yorgunluğuyla ağrıyor. Ağrıyor derken bildiğin davullar çalıyor, kafamın içinde Yörük Çadırı var sanırsın. Neyse zaten Bursa haberinin yalan olduğunu öğrendik. Öğrendik ama ne fayda bizim içimize düştü bir kere o ateş,  itfaiye gelse söndüremez. Araba kiralayıp gitme fikri çıktı yine o pek sevdiğim arkadaşımın ağzından ve olur mu olmaz mı diye düşünürken kendimi kıpkırmızı bir arabanın içinde fonda Hızlı ve Öfkeli’nin o çok tutan şarkısı eşliğinde Boğaz Köprüsü’nü geçerken buldum. İstanbul’dan çıkana kadar neyin ne olduğunu da anlamadım açıkçası ve sonra başlayan mide bulantım bana açıklamasını yaptı. Ayrıca haplarımda bitmiş, tabelalardan başka bir şey olmayan yolda eczane de yoktu. Okula gidip gelirken bile araba tutan ben Bursa’ya orayı da geçip Görükle’ye nasıl geldiğimi anlamadan yol bitti.

Bursa Görükle arası yaklaşık 25 dakika falan sürer. Uludağ Üniversitesi’nin kampüsü Görükle’dedir. Orada liseden tanıdığımız dostlarımızın olması tabii ki bu şehre gelmemize sebep. Saat on bir civarı Görükle’ye geldik. Hemen orada okuyan arkadaşımızı çağırdık, sağ olsun bütün yolu cips, gazozla geçiren bizlerin aç karnını doyurdu. Oradan onun evine geçerek geceyi orda geçirdik.

Ertesi gün erken kalkıp Gölyazı’ya doğru çevirdik yüzümüzü. Gölyazı’yı hepiniz az çok biliyorsunuz. Hani fotoğraflarını görüp başka bir ülkede olduğunu sanıp ‘Allah’ını seven beni oraya göndersin’ tarzında twitler attığımız, sevgili kanal sahiplerinin yaptığı Güneşi Beklerken dizisiyle birden ünlenen ve Türkiye’de olduğunu anladığımız Gölyazı. Burası her sokağın denize çıktığı küçük bir yer; nüfusu az, o daracık sokaklarda hala ip atlayan çocukları ve okyanus kadar geniş gönüllü insanlarıyla ayrıca belediyelerin, o çok büyük inşaat şirketlerinin hala izini bulamadıkları bir sahil kasabası.

Önce bir çay bahçesinde simit çay ikilisinden oluşan kahvaltımızı yaptık. Bu dünyada arkadaş meclisinde ortadan koparılıp paylaşılan bir simidin verdiği mutluluk çok az şey de vardır, ha dişlerde kalan susam taneleri de bu mutluluğa dâhil mi dersen, dâhil kardeşim. Çünkü arkadaş yeri gelir aynan olur senin. Kahvaltımızı yaparken, bir yandan da tekne turu nasıl yapılır diye konuşuyorduk. Yan tarafta oturan dayılardan birine sorduk. E sahil kasabası herkes denizci, herkes kaptan, dayı ‘ben sizi gezdiririm.’ Demez mi! Bindik tekneye 30 TL’ye yaklaşık bir yarım saat gezdik, tabi arada durdurduk tekneyi, etrafa baktık, fotoğraf çektik, dayının sohbeti de cabası.

Tekne turundan sonra, biraz etrafı gezip Görükle’ye geri döndük. Üniversitenin burada olması nedeniyle Görükle gelişmiş bir yer, tabi öğrenciler açısından. Her tarafta kafeler var ve dopdolu. Ayrıca ev kiraları da oldukça ucuz. –Üniversite adaylarına inciler-. Burada okuyan arkadaşlarımıza sürpriz yapmak için okula girdik. Üniversitenin oldukça geniş bir kampüsü var. Yurtlarda okula yakın, KYK Yurdu ise okulun içinde. Arkadaşlarımızla buluşup, hep birlikte Bursa’ya geri döndük.

Sümbüllü Ağa Tarçınlı Şerbeti :)
Sümbüllü Ağa Tarçınlı Şerbeti 🙂

Bursa tarihi bir şehir olması nedeniyle gezilecek çok yer ama akşama döneceğimiz için az vaktimiz vardı. Hal böyle olunca bizde Bursa’yı baştan sona görelim diyerek Tophane’ye girdik ve orda Sümbüllü Ağa Konağı’nın güzelim Bursa manzarasına karşı bir Osmanlı sultanı edasıyla şerbetimi yudumladım. Tarçınlı Şerbet, mutlaka denenmesi gereken lezzetlerden. Sonra da sultanlarda acıkır diyerek, yazının başından beri yazmak istediğim yere geldik, İskender yemeğe

 

 

 

 

 

 

:))) tabii ki Bursa’da her mekân en iyi iskenderi yaptığını söyler. Dolayısıyla mikrofonu burada okuyan, artık yarı Bursalı olan arkadaşlarımıza çevirdik ve Pembe Köşk adlı yere geldik. Mekânın tasarımı yine Bursa’nın naifliğine uyacak şekilde düzenlenmişti. İçerisinin sıcak olması nedeniyle yemyeşil arka bahçe tarafına girerek bir masaya oturduk. Hemen bizimle ilgilendiler ve çok beklemeden sevgili, canım İskenderlerimizi getirdiler. O ince ince kesilmiş eti, altında o küp küp pidesi, yoğurdu, sosuyla gerçekten mükemmeldi, tabii ki mükemmeldi –oruçlu olmasam daha da anlatırdım ya, neyse. Yemeğin üstüne çaylarımızı da içtikten sonra, kız tayfası olarak en sevdiğimiz yere lavaboya gittik-tabii ki mermerlerin, musluğun güzelliğinden bahsetmeyeceğim. İçeri girdiğimizde iki kapı vardı, hadi birini biliyoruz da diğeri? Açtık ve içeriden ütü ve masası çıktı ve hayat bize bir kez daha burası Bursa dedirtti.

Bursa’da tarihi yerlerin hemen hepsi birbirine yakın ve merkezi. Haliyle bir yerden bir yere giderken fazla yol kat etmedik ve her yere yürüyerek gittik. Yürüdük ve Evliya Çelebi’ye göre Bursa’nın Ayasofya’sı,  Ulu Cami’ye geldik. Cami çok görkemli ve büyük. Ayrıca orta kubbenin altında da bir şadırvan bulunuyor. Rivayete göre caminin yapımı için o bölge alınmak istenir ancak arazi sahibi Yahudi bir kadındır ve arazisini vermek istemez. Bunun üzerine kadının arazisi zorla alınır. Sonradan zorla alınan yerde ibadet edilmez düşüncesiyle şadırvan yapımına karar verilir. Ayrıca bu şadırvan doğal bir klima görevi görüyor. Öyle ki fotoğraf çekmek için şadırvana yaklaştığımda hafif bir rüzgârın yüzümü okşadığımı hissettim.

 

Caminin bir farklı ve harika özelliği de minber. Bu minber bütünüyle kâinatı temsil ediyor. Minberin mihraba bakan tarafında güneş sistemi, diğer tarafında ise galaksi sistemi işlenmiş.
Kısacası Ulu Cami bu özellikleriyle, duvarlarında bulunan levha ve duvar yazılarıyla bugüne kadar özgünlüğünü korumuş, bize de devamını getirmek düşer.  Allah, ettiğimiz duaları kabul etsin.

Camiden çıktıktan sonra hemen yakındaki Koza Han’a girdik. Ortada bulunan çay bahçesine oturduk. Çok kalabalıktı ve yer zor bulduk. Çayımızı söyledik ancak biraz geç geldi. Neyse bizde dinlenmiş olduk ve sonrasında Han’ın içerisine girdik. Burada hemen hemen her mağazada çok güzel ipek eşarplar, şallar, elbiseler vardı. Hepsine tek tek bakamasakta gördüklerimiz çok güzel ve orjinaldi. Tabii ki sevdiklerimize hediye almayı unutmadık.

Akşamüstü gibi gezimiz son buldu ve dönüş vaktimiz geldi. Malum araba kiralık ve teslim ediş saati vardı. Bizde arkadaşlarımıza ve Bursa’ya veda ederek düştük yollara, tabii kestane şekerimizi unutmadan.

Yollar iyidir. Yollar güzeldir.

Veee Bursa ekibi 🙂

Bursa Ekibi

 

Müveddet Bezbaş

Editör’ün notu:

Yol masrafları; 2 gün için araba 240tl, 2   gün benzin 80tl (555km) ve Topçular arabalı vapur fiyatı 60tl.

Bu ne pahalılık dedim feribotta. Harbiden azaltın abicim az şunu. 

 

 

Share

One comment
  1. Yahya Harputlu

    iyi betimleme ve görsellerle desteklenmiş başarılar

Leave a comment

Or

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir